Yaz aylarında bıktırıp usandırmayan aşırı sıcaklar yerine harikulade bir iklimle
tanıştık. Denizin paşa çayı kıvamında olmadığını, adeta bizi çeliklediğini fark
ettik. Kaz dağları üzerinden esen Poyraz’ın Cunda’yı bir oksijen çadırına çevirdiğini,
İmbat’ın sıcak suları hareketlendirerek Cunda kıyılarına getirdiğini, çocuklarımızın
denize daha keyifli girdiğini, İmbat ardından akşam güneş batışından sonraa denizin
tertemiz bir çarşafı önümüze serdiğini gördük. Tekne ile Cunda etrafında, Kuzey
Ege’nin mavi sularında seyir esnasında teknemizin pupasından denize bıraktığımız
rapala oltamıza nevalemizin takıldığını sevinçle izledik. Çam ve Zeytin ağaçlarının
denize kadar uzanıp, her faydasının yanı sıra görselimize harika fotoğraflar eklediğini
gördük.
Bir çok ot çeşidinin sadece haşlanıp; sunumda şahane zeytinyağı ile buluşmasından
doğan lezzetin damağımızdaki şöleni devam ederken, şahane insanlarının ruhumuza
bıraktığı güzellikler bizi çok mutlu ediyordu. Tekne ihtiyaçlarımız için çıktığımız
pazarlarda doğal ve doyumsuz ürünlerin, çeşitliliği, ucuzluğu ve tazeliği bizi şaşkına
çevirmişti. Cunda da geçirdiğimiz bir yaz döneminde başımızın artık ağrımadığını,
mide ağrılarımızın son bulduğunu, sinirlerimizin gevşediğini ve daha neşeli, mutlu
insanlar haline geldiğimizi daha fazla gülümseyebildiğimizi fark ettik.
Artık biz geri dönemezdik. Buradaki pırıl pırıl denizi, yüzerken bizi dikkatli gözlerle
izleyen ahtapotları, akşamüstü zokalarına takılan kalamarları, denizden çıktığı
anda o haliyle kara tavaya atılan sardalyeyi, yaz aylarında sahipli beslenen fakat
kış aylarında kaderiyle baş başa kalan kedileri köpekleri ve en önemlisi dostluk
için sonsuz sevgi üreten Cundalılardan ayrılmak, geri dönmek artık akla yakın gelmiyordu.
Aslında daha bir sürü bahanemiz de vardı. Zaten biz burada yaşamak istiyorduk.
Dostlar;
Bu hikayeyi kaleme almamızın özünde, büyük şehirlerde ciddi kazançların yanı sıra,
ciddi kayıplarla yaşadığımızın farkındalılığını bir kez daha hatırlatmak var. Tanıdığımız
birçok arkadaşımızın bizim gibi hayallerle yaşadığını da biliyorum. Bir daha şansımız
da olmayabilir diye düşünerek daha fazla sevgiyle, hoşgörüyle ve keyifle yaşamaya,
en azından hayal ateşimizin altına bir odun daha atıp, alevlendirmek istedik. Şimdi
sizleri hayatın bazen vermediği, ama hayattan çaldığımızda da cezalandırılmayıp
ruhumuzu ödüllendirdiğimiz birkaç keyifli gün geçirmek üzere Cunda’ya davet ediyoruz.
Bizim Otel ve Restaurantımız haricinde de bir sürü şahane konaklama ve yeme-içme
yeri mevcut. Güzel insanları, doğası, lezzetli yemekleri ve yaşanılası güzel günler
için, hadi buyurun, gelin.
Otelimiz 9 odalı eski bir Rum konağı ve odalar 2’şer kişilik. Henüz tamamlanan restorasyonunda
aslına sadık kalınarak yapılan yenilemeler sonrasında, ufak sıcak odalarında sizleri
ağırlamak istiyoruz. Odalarımızda konforunuz için her şey düşünüldü ancak TV yok.
Mini bar da yok. (aşağıda kocaman bir bar ve odanıza kadar hizmet verecek güleryüzlü
personelimiz var.) Deniz manzaramız göz alabildiğine ve mutfağımız aynı zamanda
bir restaurant olduğu için tipik butik otel konseptinin dışında bir hayli geniş.
Önemli bir not ve bir ilk anı; İlk konaklama müşterimiz Sn. Murat Timur Hiçdönmez
10 günlük konaklaması esnasında İstanbul’dan annesini, kız kardeşini ve iş ortağını
davet etti ve Cunda da tekne satın aldı. Ayrıca ilk gün; sıcak su borusunun binaya
girişinde kaldırım yapılırken delinme meydana geldiği için soğuk suyla duş aldığı
halde bize sitem etmeyip, büyük şehir yaşamından hiç alışık olmadığımız şekilde
üstün bir hoşgörü ve sempati göstererek bizim panik ve üzüntümüzü hafifletmeye çalıştı.